Iray
Sevgilim,
Mira’yı teselli etmek istiyorum. Biriciğimizi bir an önce teselli etmek istiyorum ancak gördüğün üzere ben de iyi bir durumda değilim.
Yıllar önce terk edilmiş o gece mavisi eve giriş yaptığımda dikkatli bir şekilde antreden ayrılıyor; salondaki toza bulanmış mobilyaları arkamda bırakarak mutfağa yöneliyorum.
Orada, beni bekliyor Sevgilim.
Sağ elinde bir bıçak, sol kolundan damlayan kanlar ve sağ kolunun dirseğinden omzuna kadar sarılmış, şeffaf gri bedeniyle yılan formundaki hayvan ruhu. Benim verdiğim, o kıymetli hayvan ruhu.
Korku, endişe, panik, özlem ve en çok da acı dört bir yanımı sararken ne söylemem gerektiğini bilemiyorum. Baygın bir şekilde beni izleyen yeşil gözler zamanla açılıyor, kısılıyor ve dudaklarına yerleşmiş zoraki gülümseme ona eşlik ediyor.
“Hoş geldin Iray.” Bu coşkuyla bir karşılama değil. Yüzüme doğrudan küfretmek isteyen birinin haykırışı. “Hoş geldin sevgili kurtarıcım!”
Karşımdaki ruhun beni zorlayacağına şüphem yok. Erel’in… Bana bile isteye eziyet edeceğinden hiç şüphem yok Sevgilim.
Senin yanında olmaya— güvende olmaya alışan ruhum, Dünya hayatının zorluklarıyla ilk defa karşılaşıyormuşçasına yalpalamaktan kendini alamıyor. Karşımdaki görüntüye karşı yüreğim seğiriyor; dinlenmeye, savaştan uzak durmaya, sakinleşmeye ve boynundan sızan o tatlı kokuda kendimi kaybetmeye açlık duyuyorum Sevgilim.
Sonra… Daha sonra, rüyalarımda buluştuğumuzda bana bir ödül ver lütfen. Bugünü atlatabildiğime, Erel’i benimle gelmesi için ikna edebildiğime ve planlarımızı uygulamak konusunda inatçılığımı sürdürebilmeme karşılık bir ödül ver.
“Erel,” adını söylediğimde bir adım geriye giderek elindeki bıçağı mutfak tezgahına bırakıyor, kolundan akmakta olan kanı eliyle bastırmaya çalışıyor. “Ben… Seni almaya geldim.”
Onu zorlayabileceğimi biliyorum. Sahip olduğum fiziksel ya da psişik güçlerimle bunu yapabilirim. Onu zor kullanarak yer altına sürükleyebilirim. Fakat planımız bu değil. Planımız Erel’e daha fazla güçlük çıkarmak değil; samimiyetimi hissettirmek, yanında olduğumu fark etmesini sağlamak ve iş birliğine teşvik etmek.
Ancak onun dudakları sözlerim karşısında şok geçirircesine alay dolu bir gülüşle geriliyor Sevgilim. Genişleyen gülüşü, iyice kısılan gözleri ve etrafta yayılmaya başlayan kahkahaları… Evin duvarlarında, asılı havada, sokaklarda ve en çok da zihnimin içinde yankılanıyordu. Dışarıdaki soğuğa meydan okurcasına giydiği siyah kısa kolluyla, kana bulanmış griye yakın siyah bol pantolonuyla, hafifçe morarmış kuru dudaklarıyla ve asla keyif içermeyen melodisiyle karşımda yer almaya devam ediyordu.
Gülmeye ara vermeden mutfaktaki sandalyeye uzandı. Üzerindeki tozdan rengi bile belli olmayan havluyu alarak tek eliyle silkti, ardından da kanamaya devam eden kolunu sardı.
“Beni almaya geldin demek…” Gülüşü biraz olsun hafiflediğinde, ağzından çıkan ilk kelimelerdi bunlar. “Sikseler gelmem, demeyi ne kadar çok istediğimi bilemezsin.” Dudakları konuşmaya devam etmeden önce düz bir hâl aldı. “Ama benim de çözmem gereken meseleler var, anlarsın ya. Ne on beşimde ne on sekizimde ne de yirmimdeyim. Sorularıma bulduğum yanıtların yanı sıra, üzerime oturmuş bir de kin var,” Bakışları sertleşirken çenesi kasıldı. “Endişelenme, intikam alma isteğimin asıl planlarımın önüne geçmesine izin verecek değilim. Ayrıca… gördüğün üzere, bu görüşmeyi yapabilmek için kendimi öldürmeye de hazırdım.”
On beşinde, on sekizinde ve yirmisinde, her bir görüşmemizde ölümün kıyısından dönmüştü. Beni görebilmek için kendisine zarar vermeyi düşünmesi… Bu fikir o anda o kadar da şaşırtıcı gelmedi.
Erel, “Hatta beklediğimden daha erken geldin,” dediğinde sertçe yutkunmaktan kendimi alamadım.
On beşinde yaşadıklarını saymazsak, son iki görüşmemizde de intihar girişiminde bulunmuştu. Kısmen onun girişimi değildi ve esasen negatif tesirlerin altındaydı. Böyle bir durumda onu durdurmaktan, hayatını kurtarmaktan başka yapabileceğim bir şey yoktu.
Daha fazla yanında olmak, gelişimine daha fazla katkıda bulunmak isterdim ancak onun Tanrı’ya verdiği sözler çok farklıydı. Çakıl taşlarıyla dolu bir yolda kendi başına yürümek zorunda kalmış, ağır deneyimler atlatmış ve sonunda da yetişkin bir adam olmuştu. Olması gerektiği gibi; ve belki de beklentilerimizi aşarak karşımıza çıkmıştı.
Onunla gurur duyuyordum. Mücadele ettiği her gün, her dakika ve her saniye için gurur duyuyordum. O ise tüm bunlardan habersiz bir şekilde tekrardan beni görebilmek için kendini öldürmeyi düşünüyordu. Hiçbir negatif tesirin altında kalmadan, kendi iradesiyle bana ulaşmaya çalışıyordu. Önceki çabalarının aksine, esas oyunumuzun en kritik adımıydı bu.
“Buna gerek yoktu,” diyerek sahip olduğu yanlış düşünceyi düzeltmeyi denedim. “Ne olursa olsun… Seni almak için zaten gelecektim.”
Sözlerimin ardından dişlerini dahi gösteren koca bir gülümseme verdi. “Gerçekten mi?” Sesi alay dolu, hareketleri ise tehditkârdı.
“Gerçekten Erel.”
Bana inanmadı. Erel o anda söylediklerime biraz bile inanış göstermedi. Gülümsemesi ağır bir şekilde sönmeye başlasa da birbirine dokunan dudakları kıvrımını kaybetmedi. “Çok uzun sürdü,” dedi. Kelimelerinin her biri keskin bir hançer gibi derime saplandı. “Geri gelmen… Gelip de beni alman gerçekten uzun sürdü Iray.”
Güçlü durmak zorundaydım. Gerçekten güçlü durmak zorundaydım ancak-
“Biliyorum,” her şeye rağmen her iki gözümden de birer yaşın aşağıya akmasını engelleyemedim, “ne kadar uzun sürdüğünü gayet iyi biliyorum.”
Ardından ona bir portal açtım ve yer altına inebilmek adına yolu gösterdim. Daha fazla konuşmadan sessizce beni takip etti.
✩₊˚.⋆☾⋆⁺₊✧
Viera’nın yanına gitmeden önce Erel’i şifalandırmak, delik deşik olmuş aurasını güçlendirmek ve arada bir yere damlayan kanını durdurabilmek için Ayana’nın yanına uğramak gibi bir düşüncem vardı; fakat Erel bunların her birini görmezden geliyordu. “Buraya tedavi olmaya gelmedim.” Serseri yeşil gözleri üzerimde, korkusuzca yüzüme bakıyordu. “Oradan bakılınca hasta gibi mi gözüküyorum?”
“Oldukça,” dedi, yanımıza henüz katılmış Göksel. “Gerçek anlamda tükenmişsin.”
Erel karşılaştığı yeni bedene hafifçe kaşlarını çatmış, “Teşekkür ederim,” alay dolu sesiyle karşılık vermişti. “Yine de önceliğim bu değil. Patronunuzla görüşmeden kendimden geçmeyi ya da tedavi dediğiniz huzur enerjisine maruz kalmayı istemiyorum.”
Şifalandıktan sonra kendinden geçeceği yoktu fakat bu gerçekliği kabullenmesi şu anda mümkün görünmüyordu.
“Patron benim,” Göksel’in aniden Erel’in önüne koyduğu engel beklenmedikti. “Bir sorunun varsa doğrudan benimle konuşabilirsin.”
Alaylı ifadesi renk değiştirdi ve tekrardan gülmeye başladığında tüylerim ürperdi. “Oradan bakınca size bir şaka gibi mi gözüküyorum?”
“Bir şaka gibi gözüktüğünden değil ancak açıkça sağlıklı düşünemiyorsun. Bu haldeyken Viera’nın karşısına geçsen de verimli bir görüşme yapamazsın.”
“Tahminlerin karşısında teşekkür etmeyeceğim,” Erel, Göksel’e diklenmeye devam etti ve ben de yanımıza henüz gelmiş Ayana ile çaresiz bir şekilde onları izlemeye sürdürdüm. “Ne yapacağımı gayet iyi biliyorum.”
Erel’in inatçı yapısına ben yabancı değildim ancak Göksel sinirlenmemek için kendini zor tutuyordu. Konuşmak için dudaklarımı araladığımda benden önce davranarak, “İş birliği talep ediyorum,” dedi.
Erel gülmeye başladı ve kahkahalarını biraz bile sakınmadan bizi arkasında bıraktı. Nereye gideceğini bilmese bile koridorda emin adımlar atıyor, dersliklerin arasından geçerken her geçen saniye ikinci katın ortak alanına -süs havuzuna- yaklaşıyordu.
“Erel,” arkasından seslenip de ona yetiştiğimde sağlam kolunu yakalayarak onu durdurmuş, hemen ardından kendisini geri çekmesini izlemiştim. “Biraz bekle lütfen. Kan kaybının ciddi sonuçlara neden olacağından korkuyorum.”
Adımlarını durdurmuş ve karşımda sabit bir şekilde yer almayı başarmıştı ancak bakışları o kadar tehdit doluydu ki titremekten kendimi alamadım.
“Ciddi sonuç?” İfadesi dizlerimin bağını çözerken kendimi zorlukla ayakta tuttum. “Bundan başka kaç ciddi sonuçla karşılaştım ve hayatta kaldım biliyor musun? Gerçek anlamda neler yaşadığımdan haberin var mı ki küçük bir sıyrığın bana zarar verebileceğini düşünüyorsun?”
Küçük bir sıyrık, dediği kesikten kan sızmaya devam ediyor; geçtiği yollarda iz bırakan damlalar yüzünü soldurmaya yetiyordu. Arkamızdan gelip de öne çıkan Ayana dikkatli bir şekilde Erel’in yanına geçtiğinde sessizliğimi korumak zorunda kaldım. Gözlerimin önünde enerji kalkanını kaldırmasını ve Erel’in istediği gibi kendisini sorgulayabilmesine izin verişini izledim. Bir empat gibi Ayana’nın duygularını okuyabileceğini düşünmüyordum ancak bir telepat olarak hemen her düşüncesine hâkim olacağı kesindi.
Ayana bu bilgiden haberdar bir şekilde onun güvenini kazanmaya öncelik verdi. Ardından da, “Ruhuna dokunmayacağım,” dedi. “Sadece kolunu tedavi etmeme izin ver.”
Erel’in gözleri korkutucuydu. Ona dokunulduğu an karşısındakini doğrudan öldürecekmişçesine enerji yayıyordu. Buna rağmen, “Sadece kolum,” diye tekrar etti. “Fazlasına cüret edersen kim olduğunu umursamam.”
Ne yapacağını açıkça ifade etmedi ancak orada bulunanlar olarak neyi ima ettiğini gayet iyi anladık.
Ayana Erel’in kolundaki havluyu çekmesini beklemiş, kesik ortaya çıktığında sağ elini değdirmeden kolunun üzerine yerleştirmişti. Birkaç saniye boyunca tedavisine odaklandı ve kesiğin son ucu da birleştiğinde Erel’in kendini geri çekmesini izledi. Kanaması devam etmiyor ancak kolunda izi kalmış kanlar şüpheli bir görüntü oluşturuyordu.
“Biraz daha izin versen-”
“Yeterli.” Erel, Ayana’nın konuşmasına izin vermedi.
“Anlıyorum…” Geri çekilmeden önce Erel’in elindeki havluya bakıp, “Senin için atabilirim,” dediğinde,
Erel, “Havludan örnek almaya kalkma ve tamamını yaktığına emin ol,” şeklinde emrivaki bir karşılık verdi. “Viera mıdır nedir, onunla yapacağım görüşmeden sonra yapacağımız iş birliğinin sınırlarına karar vereceğim. Ardından bedenim hakkında merak ettiğin detayların birkaçını öğrenmene izin verebilirim.”
Ayana’nın yüzünde duyduklarına karşı anlayışlı bir gülümseme yer alıyordu. “Endişelenme,” dedi. “Hiçbir örnek almayacak ve yapacağınız görüşmenin sonucunu bekleyeceğim.”
Erel’in son sekiz yılını geçirdiği o mekânda… Negatiflerin yuvasında, ne kadar yıprandığını tahmin edebiliyorum Sevgilim. Şüpheye bürünmesini, kimseye güvenmeden kendi bildiğini yapmaya çalışmasını ve daima kendine öncelik vermesini anlayabiliyorum. Fakat ilgimi çeken ilginç bir detay var; Erel bu zamana kadar ne yaşamışsa yaşasın, Sırlar Okulunun koridorları ve yer altı tünelleri Erel’e eziyet etmiyor. İşlediği onca günaha rağmen gelişini sevgiyle karşılıyor ve ılık esintini onun için bir kış fırtınasına çevirmiyor.
Mira’nın tir tir titremesinin aksine Erel basit bir kısa kolluyla dahi aramızda gezebiliyor Sevgilim.
Erel… Kimlerle vakit geçirirse geçirsin ya da bu zamana kadar kime hizmet ederse etsin özünde bizden biri. Yaratan’ın emirlerine uymaya çalışan, hedefleri için bin bir plan kuran ve kolektife yaranabilmek için cesurca hamleler yapan kudretli bir insan.
Eminim ki Viera ile yapacağı görüşmeden sonra sorunsuz bir şekilde aramıza katılacak. Ruhunu tam olarak ne zaman arındıracak ya da tam olarak ne zaman bize uyum sağlayacak bilmiyorum ancak kalbinin en başından beri buraya ait olduğunu görebiliyorum.
Kendisi farkında olmasa dahi sonunda evine döndüğünü görebiliyorum Sevgilim.
**
Kitabımla ilgili görüşlerinizi aşağıda yer alan yorum alanına bırakabilir ya da Instagram üzerinden bana kolaylıkla ulaşabilirsiniz 💛