Iray
“Utanmaz herif.”
Yatakhane koridorunda ilerlerken duyduğum bu sözler şüphesiz ki Erel’e aitti Sevgilim. Yanımdan öylece geçip gitmiş, attığı lafın karşılığını almayı beklememişti.
Fakat ben yine de o karşılığı vermiştim. “Utanmaz? Yüz kızartıcı bir suç işlediğimi hatırlamıyorum Erel.”
“Hahaha!” Birkaç dağınık kıkırtı sonrasında bedenini çevirmiş, yoğun alay içeren bir yüzle karşılamıştı beni. “İnsanların kafasını karıştırıp da amaçlarına ket vurmak utanılacak bir suç değildir de nedir?”
“Sıklıkla olduğu gibi bugün de beni yanlış anladığını düşünüyorum.”
Duydukları onu öfkelendirdi mi bilemiyorum ancak aramızdaki birkaç adımı kapatmayı tercih ederken omuzlarını dikleştirdi. “Seni,” sağ elinin işaret parmağı beni gösterdi, “yanlış anlamıyorum. Fakat sen beni oldukça yanlış anlıyorsun Iray. Neden burada olduğumu, neden gelişmek için bu kadar çırpındığımı ve gayelerimi bilmiyorsun.”
“Elbette.” Onu onayladığımda benden böyle bir yaklaşımı beklemediğini görebiliyordum. “Anlatmadığın şeyleri bilmediğim için suçlanıyor muyum şu an?”
Tekrar gülmeye başladı; daha uzun süren, daha acı dolu olan bir kahkaha.
Ardından sadece şu iki kelimeyi söyledi. “Mira’ya yaklaşma.”
Onun ne kalbini ne de zihnini okuyabildim. Yine de inanır mısın, aklımın köşesine küçük bir tahmin ilişti Sevgilim. İşte tam da bu nedenle büyük oynadım.
“Nedenmiş?” Risk aldım, içimdeki dürtüyü dinledim. “Tanımadığın bir kadın için aşırı tepki vermiyor musun?”
“Vermiyorum.” Kendinden oldukça emin konuştu. “Yalnızca seni uyarıyorum.”
Tepkisine karşı gülmekten kendimi alamadım, mimiklerime söz geçiremedim. “Ah… Demek beni uyarıyorsun?” İçimde küçük bir çocuk, küçük bir heyecan, küçük bir mutluluk. Belki onun için kötü adam olacak ve benim yüzümden yapmayı düşünmediği şeyleri yapmasına neden olacağım Sevgilim; fakat inan bana umurumda değil. Gideceği yolda kötü adam maskesini takmak da güvenini kırmak da şu anda umurumda değil. “Kusura bakma ama tam olarak ne için uyarıyorsun? Rahatsız olduğun bir nokta mı vardı yoksa?”
Yüzüme yerleşen gülüşün Erel’i ne kadar da rahatsız ettiğini anlayabiliyordum. Tekrar ediyorum, düşüncelerine eriştiğimden ya da kalbinden geçenleri duyduğumdan değil; yalnızca bir hissiyattı bu. Duyguları havada süzülmese bile… Bu düşünce seline çoktandır kapılmıştım.
“İkiyüzlü şerefsizlerle çok karşılaştım Iray,” dedi. “Ancak senin gibisi benim için bile bir ilk.”
Ellerinin ikisi de pantolonunun ceplerine yerleşti. Bu basit gri üniformasını renklendiren -onu saran- aurası, hiçbir duyguya sahip değilmiş gibi yalnızca taban aurasını göstermeye devam etti. Duygularını ifade eden katman, taban aurasının etrafını sarmadı, bir hayalet gibi yalnız kendisi ve ördüğü sert duvarı karşımda dimdik yer aldı.
Parlak bir indigoydu. Gece mavisine bulanmaktan son anda kaçınmış, geleceğe baktığı gibi kendine de parlakça bakan bu indigo, bir safir olabilecekken yakut olmayı tercih etmişti. Kendisine cehennemi yaşatanlara, aynı cehennemi yaşatacağına dair belli ki bir söz vermişti.
Üzülerek söylüyorum ki intikam almak istedikleri içerisinde ben de dahildim. Bu şüphesizdi.
Bir yanlış anlaşılmaya kurban da gitsem, bu onun için önemli değildi. Yalnızca nasıl hissettiğine odaklanıyor ve yaşadıkları karşısında suçlayacak birilerini arıyordu. İntikamını alırsa rahatlayacağını umuyor olmalıydı. Oysa o çok istediği intikamını aldığı an vicdan azabından geberecekti. Gerçekten de kendi elleriyle beni öldürmeye cüret ederse, emindim ki hemen arkamdan o da gelirdi. Böyle büyük bir yükle Dünya hayatını idame ettirebileceğini sanmıyordum. Burada kalmaya daha fazla devam edemezdi ve benden çok kendine ettiği ihanetin ağırlığıyla Göklere geri dönebilmek için işleyebileceği en büyük günahı işlerdi. Tanrı’yla sözleşmesini feshederdi.
“Birçok farklı ırk, birçok farklı form,” diye devam etti Erel. Böylece, kapıldığım düşüncelerimden beni çekip çıkardı. “İçlerinde çokça yalancı, çokça ikiyüzlü, çokça sahtekâr vardı. Zaten hiçbiri de en başında güven vermedi. Kendilerini bir şekilde belli ettiler ve gerçek düşüncelerini- hislerini saklayamadılar. Sen ise…” Yüzüne yerleşen gülüşü acıdan çok alay tadıyordu. “Bana çok şey öğrettin.”
Ah…
Yanılmış mıydım?
“Teşekkür ederim.”
İntikam almak istemiyor muydu?
“Bana nasıl da gerçek bir oyuncu olacağımı sen öğrettin Iray. Fakat bu oyunda seni bile geçtiğimde… Bunu kendi gözlerimle görebildiğime inanamadım. Seninkinden sert bir duvar inşa ettiğimde, duygularımı yalnız empatların değil, hiç kimsenin okuyamaması için ortadan kaldırdığımda… Bu gezegende varlığımı nasıl da yokmuş gibi gösterebileceğimi fark ettiğimde… Seninle mücadele edecek bir şeyim kalmadı. Bu yüzden bilmeni isterim ki, sana karşı basit bir öfkeye bile sahip değilim.”
Demek yanılmıştım.
Yanılmışım Sevgilim.
Duygularını da düşüncelerini de okuyamadığım bu adam hakkında yanılmışım. 15’inde, 18’inde ve 20’sinde gördüğüm adamların hepsine yabancı kalmışım ve şu anda karşıma dikilip de beni uyaran Erel’i anlayamamışım.
“Benim için bir ölüsün,” dedi ve hemen her şey son buldu. “İnsan yalnızca gerçekten ölenlerin değil, yaşayanların da yasını tutar.” Nefesim kesildi Sevgilim. “Tahmin edersin ki, ben de son beş yıldır derin bir yastaydım. Haha… Sanırım öz abimin bile yasını bu kadar uzun tutmadım.”
Kendisini derin duvarlar içerisine hapseden bu adam, anlık da olsa ifadelerini gizleyemediğinde onun için gerçek bir ölüye dönüştüğümü görebiliyordum. Sulanmaya başlamış gözleri çok fazla şeyi ifade ediyordu.
Son olarak, “Ölü biriyle mücadele etmek istemiyorum,” dediğinde, nasıl bir karşılık vereceğimi bilemedim. “Bu nedenle Mira’dan uzak dur.”
Düşünmek için kendime tanıdığım birkaç saniye Erel de sessizliğini korumuş, yoluna devam edebilmek için arkasını döndüğünde benden bir karşılık beklemediğini bir kere daha ifade etmişti. Ancak beni tanırsın Sevgilim. Hemen herkesin kalbini kazanabildiğim gibi, nefretini de kazanmada profesyonelim.
“Ölüm diye bir şey yoktur.” Yıllardır yasımı tutan adama söylenmeyecek şeyler söyledim. Kabul ediyorum. “Ruh sonsuzdur ve ‘yas’ tutulacak bir şey değildir. Dersini alır, ruhunu terbiye eder ve yoluna devam edersin.”
Bedenini tekrardan çevirmedi, yüzünü görmeme izin vermedi ancak attığı adımlara bir son vererek belli ki beni dinlemeye devam etti. Ben de sözlerimin ona ne denli ulaşıp ulaşmadığını bilmeden konuşmayı sürdürdüm. “Bu gezegende bana ne kadar uzak olursan ol, bir o kadar da yakınımdasın Erel. Hepimiz… Bir nefes kadar birbirimize yakınız.”
Erel’in ses tellerine çarpan kıkırtılar, bir öncekilerden zayıf ama duygularını ifade edecek kadar güçlüydü.
“Yalnızca Dünya’da değil,” diye küçük bir ekleme yapmak istediğimde, bedeni hafifçe yana döndü. “Hangi gezegende olursan ol… Hangi galakside, hangi boyutta… Bu değişmeyecek.”
“Hayat planında bana hangi dersleri vermek var bilmiyorum ama,” verdiği karşılığın aksine bir beklenti içerisinde değildi, “dürüst olmam gerekirse umurumda da değil. Hayatın bana öğretecekleri bir yana; buraya, Sırlar Okulu’na kendi öğrenmek istediklerim için geldim. Son kez hatırlatıyorum, sizinle iş birliği yapmak için değil, ideallerimi gerçekleştirmek için buradayım. Bu yüzden Iray, sakın… Sakın, karşımda yer alma. Beni kritik zaman döngüleri nedeniyle yavaşlatmandan ve kendince önlemler almandan bahsetmiyorum; bu hareketlerine görece anlam yükleyebilirim ancak olur da bana karşı saf tutarsan… İşte o zaman neler yapabileceğimi ben bile bilmiyorum.” Birkaç saniye soluklandı. “İyi niyetimi suistimal etme.”
Tüm bunları ‘iyi niyet’ çerçevesinde söylediğine inanamıyordum. Gerçekten… Daha kendisini bile yeterince tanımayan, hücrelerinde kilitlenmiş birçok psişik özellikten haberi olmayan kişi, beni yerle bir edecekmişçesine yukarıdan konuşuyordu. İlerleyen zamanlarda böyle bir şeyi yapamayacağından değil ancak bana öfke dahi duymadığını söyleyen bu adamın, karşısında yer aldığım takdirde derinlerine gömdüğü hayal kırıklarını ortaya çıkaracağını itiraf etmesi biraz komikti.
“Demek ki ölmemişim, yaşıyormuşum” dediğimde, açık bir şekilde gözleri irileşti. “Endişelenme,” ardından kendisine gelmesi için ona biraz zaman tanıdım. “Karşında yer alacak biri değilim. Hiçbir zaman da olmadım Erel.”
Kaşları hafifçe çatılırken son kez arkasını döndü ve yoluna devam etti.
Sesimi yükselterek düşüncelerimi ona duyurmaya çalıştım. “Diğer yandan… Mira’yla olan samimiyetimden bu kadar rahatsız olma. Kendisi benim için özel bir ruh olduğundan… Tanışıklığımız olduğundan dolayı ondan uzak kalamıyorum. Biraz müsamaha göster.”
Cevap vermedi.
Sessizliği ise tabii ki onay ifade etmiyordu.
**
Kitabımla ilgili görüşlerinizi aşağıda yer alan yorum alanına bırakabilir ya da Instagram üzerinden bana kolaylıkla ulaşabilirsiniz 💛