Bölüm 4: İnsanın Verdiği Savaş

 

Mira

 

“Endişelenme.” Karamsarlığa kapıldığımı fark eder etmez, buna bir son vermek istercesine söylemişti Göksel. “Söylediklerim seni korkutmak ya da kendini sorgulatmak değildi. Şu anda hatırlamasan dahi Viera ile görüştün, belli ki burada olma yeterliliklerini sağladın ve bu sayede burada bulunuyorsun.”

Söylediklerinden çok, konuşurken verdiği hissiyat iyi hissettirmişti ancak… “Viera da kim?”

Göksel sorduğum soru karşısında birkaç saniye duraksadığında tadım iyice kaçmaya başladı. “Bu bölgenin ana yetkilisi. Üst yönetim gibi de düşünebilirsin.”

Ardından da benim duraksama zamanım geldi. Neyse ki uzun sürmemişti. “Burası için bir el kitapçığı olsa çok iyi olurdu.”

Hafifçe gülümsedi. “El kitapçığı bizleriz,” demişti. “Ayrıca bir süredir gergin olduğundan eklemek istiyorum. Gerçekten sakinleşebilirsin. Dünya’nın en güvenilir yerlerinden birindesin.”

Söylemesi kolaydı. “Açıkçası rüya sandığım o akşam, çok daha huzur doluydum.”

Ne demek istediğimi bildiğini biliyordum.

“Muhtemelen Iray’dan kaynaklanıyordu.”

Iray… Onun benimle paylaştığı şu enerji… “Nasıl olduğunu bilmiyorum ancak,” isteğimi dile getirmeden önce küçük bir utancın beni sarmasından kaçamadım. “Aynısını sen de yapamaz mısın?”

Bir duvar kadar sert ifadesinin aksine ela gözleri yeterince samimiydi. Belki de bu nedenle talebimi reddetmeyeceğini düşünmüştüm.

“Üzgünüm,” fakat yanıldım, “ancak bunu pek doğru bulmuyorum.”

“Neden?” Sesim biraz öncekinden daha kısık çıktı.

“Enerjiler… Oldukça hassastır. Sana iyi bir duygu yayacak olsam dahi dışarıdan geleni sevgiyle kabul etmezsen zorlama halini alır.” Yüzüne dümdüz bir şekilde bakmaya devam ettiğimde, benim için daha detaylı bir açıklama yapması gerekti. “Enerjiler de -duygular da- diğer her şey gibi canlıdır. Karşısındaki kişiyi kimi zaman himayesi altına alır, kimi zaman da destek pozisyonunda yer alır. Benden destek olmamı istediğini, gerginliğini dindirmeyi ve böylece anlattıklarımızı daha sakin bir kafayla, daha doğru anlayabileceğini düşünüyorsun. Ancak benden aldığın olumlu, sakinleştirici enerjiler; duyduklarını öz iraden dışında yorumlamana neden olabilir.”

Kurduğu cümleler karışık değildi fakat doğru anlamları çıkarmak benim için biraz zordu. “Yaydığın enerjinin fikirlerimi değiştireceğini mi düşünüyorsun?”

“İnsanın dışarıdan alacağı herhangi bir enerjide, kendinden uzaklaşabileceğini ve belki de düşünmediği şeyleri düşünebileceğini söylüyorum.”

“Dışarıdan herhangi bir etkiye maruz kalmadan, kendi bilincimle duyduklarımı yorumlamamı istiyorsun,” dediğimde,

“Evet,” diyerek beni onayladı.

“Anlıyorum.”

Bu konuda neden hassasiyet gösterdiğini gerçekten de anlayabiliyordum ama içinde olduğum durum gerçeklik sınırlarımı o kadar zorluyordu ki-

“Tabii bunun dışında bazı özel detaylar da var.” Göksel’in ifadesi aklımdan geçenlere ket vurduğunda sessiz kalıp onu dinlemeye devam etmek istedim. “Her askerin ve asker adayının sahip olduğu kişisel odaların birinde, senin için özellikle ayırtılan bir odada, bulunuyorsun. Daha önce de dediğim gibi koridorlardaki sevgi buraya giremiyor ve buradaki duygular da dışarıya çıkamıyor. İzole bir durumda. Haliyle birinin şahsi odasında bir başkasının enerji yayması… Çok da hoş bir davranış olmaz.”

Ah… Demek kendi bilincimde kalmamı istemesi bir yana, içinde olduğu odaya -ve bana- da saygısını sunuyordu. “Oda sahibi izin verse bile mi?”

“İnsanlar… uyanmış insanlar, yalnızca kendileri için özel olan ruhlara ya da zorunluluk durumlarında etrafına duygularını bulaştırır Mira.”

Verdiği bilgiler kıymetliydi. Duyduğu hassasiyeti de yeterince iyi anlamıştım fakat görmekte zorlandığı bir nokta olduğunu düşünüyordum. “Şu anda da yeterince zor bir durumda sayılmaz mıyız? Farkındaysan… Senin de dile getirdiğin gibi uyanışa yaklaşmış ya da burada olup biteni anlayabilecek biri değilim. Kaygılıyım. Biraz da korkuyorum. Güvenli bildiğim evime geri dönmek istiyorum ama o yaratıklarla da tekrardan karşılaşmak istemiyorum.” Derin bir nefes alıp verdim. “Neden bunların benim başıma geldiğini bile bilmezken bir de sizin tarafınızdan bana dayatılan bulmacayı çözmeye çalışıyorum. Bu yüzden… Biraz destek çıksan gerçekten mutlu olurdum.”

Söylediklerim ona ne kadar ulaştı, bilmiyordum. Yine de kendimi doğru bir şekilde ifade edebilmek için elimden geleni yapmış, bana bir karşılık vermesini beklemeye başlamıştım.

O ise herhangi bir şey söylemeden sadece bakışlarını yumuşatmıştı. Ardından bedeni 5-10 santim kadar soluk yeşil bir ışıkla kaplandı. Ne olduğunu anlayamazken gerginliğim dinmeye başladı. Zamanla daha rahat nefes alabildiğimi ve öncekine nazaran o kadar da üşümediğimi fark ettim.

Bu onun… aurası mıydı?

“Öyleyse sana biraz daha yardımcı olayım.” Göksel oturduğu kanepede iyice uzaklaşmış, çapraz bir pozisyonu tercih ederek sırtını kolçağa yaslamıştı. Bacak bacak üzerine atarak ve ellerini kucağında yerleştirerek doğrudan bana döndü. “Öncelikle… Sözleşmeler hakkında bir fikrin var mı?”

Göksel’in düşündüğü aksine, şu anda daha sakin olmam düşüncelerimi değiştirmedi ve tam da benim beklediğim gibi algılarımı kuvvetlendirdi.

“Tahminime göre basit bir sözleşmeden bahsetmiyorsun,” dediğimde beni başıyla onayladı.

“Tanrı’yla, Yaratan’la yapılan “Hayat Sözleşmesi’ni yerine getirmek için melekler ile oluşturulmuş ‘Hayat Planı’ndan bahsediyorum.”

Konu buradan Dünya’ya doğuş amacımıza mı gelecekti?

“Doğuş ya da geliş, nasıl ifade etmek istersen.” İçimden geçen soruyu sesli bir şekilde yanıtlamıştı.

Oturduğum yerde dikleştim ve ben de bedenimi ona çevirerek yorgan altında bağdaş kurdum. “Buraya bir sınav için geldiğimizi sanıyordum.”

“Genel çerçevede bu bir cevap olarak kabul edilebilir,” dedi. “Fakat neden burada olduğunu anlamak için daha fazla detaya ihtiyacın var. Burada -yer altında- olan insanlar, sözleşmelerini az çok bilen ve ne yapması gerektiğine dair şüphe duymayanlar. Yeryüzünde sıkça görülen, kim olduğunu ve gerçek anlamda neden Dünya’da olduğunu bilmeyen insanlarsa Yaratan’la yaptığı sözleşmesini hatırlayabilmek için ruh sözleşmelerine ihtiyaç duyuyor.”

Ve bir başka sözleşme daha mı? “Esas sözleşme Tanrı ile imzalanıyorsa ve melekler de bu sözleşmeyi yerine getirebilmemiz için bizlerle plan yapıyorsa, ruh sözleşmeleri kiminle imzalanıyor?”

“Diğer ruhlarla.” Oldukça kısa ve net bir cevaptı. “Esas gelişini ve kim olduğunu hatırlamak, birbirine yardım etmek üzere ruhlar Gökler’de yemin eder. Bilerek ve isteyerek. Dünya düzlemindeki en belirgin olgu budur. Herkes birbirini etkiler ve hiçbir şey birbirinden bağımsız düşünülemez.” Kısa bir an duraksadı. “Kelebek etkisinin ne olduğunu biliyorsundur.”

“Evet.”

“Ruh sözleşmeleri, kelebek etkisinden daha yoğun bir etkileşimi talep eden ruhlar tarafından karşılıklı imzalanır. Daha yoğun, daha çabuk ve daha net. Ancak yeryüzü insanlarının birçoğu bunun farkında değildir.”

Göksel’in beni de o çoğunluğun içerisine koyduğunu tahmin edebiliyordum. Bunların hiçbirini beni kırmak için söylemiyordu. Bunun da gayet farkındaydım. Yine de duyduklarımı duygusallıkla karşılamaktan kendimi alamadım. “Öncesinde karşıma böyle bir fırsat çıkmaması, ruhsal konulara uzak olduğum anlamına gelmez,” diyerek kısa çaplı savunmaya geçtim. “Eğer öğretirsen… Öğretirseniz… Elimden geleni yaparım.”

“Yani,” Göksel ifadesini değiştirmese de gözlerindeki tatlı heyecanı gizleyemedi. “Buraya kadar gelmişken diğerlerinden geride kalman hoş olmaz.”

Bunu hiçbir şekilde istemezdim. “O halde… Neymiş bu ruh sözleşmeleri? Belli ki buraya gelişimin anahtarı o ruhların elinde.”

“Ruh sözleşmelerinin birçoğu ruh eşleriyle yapılır. Hayat planını hatırlatmada ya da hatırlaman için yol katetmede büyük yardımı dokunur. Ruh eşleri dışında, eğer ki sahipsen, ruh çiftin veya ruh ikizin de hayat amacını hatırlatmada yardımcı olabilir. Ruh eşlerinden daha yoğun bir etkisi vardır.”

Ruh eşleri, ruh çifti ve ruh ikizi mi? Bir saniye…

“Ruh eşlerinin yalnızca bir tane olduğunu sanıyordum. Ayrıca söylediklerinin her biri aynı şeyi ifade etmiyor mu?”

“Yeryüzünde çok fazla bilgi kirliliği var.” İfadesi biraz hüzün doluydu. “Her biri birbirinden farklıdır ve farklı görevleri vardır. Ruh sözleşmelerinde en sık ruh eşi olarak imza atılır. Sanılanın aksine bir tane değildir. Onlarca kişiyle imza atılabilir; arkadaş, sevgili, kardeş veya aile üyesi. Böylece birbiriyle uyumlu kişiler yeryüzünde bir araya gelir, uzun ya da kısa olmak üzere, bir şekilde yolları kesişir. İkisinin de birbiri üzerinde görevleri vardır. Bir olay yaşatarak, bir söylemde bulunarak, acı vererek ya da vermeyerek karşı tarafa ders verir. Böylece hayat planında ilerleme katetmesini sağlar.”

“Ruh eşlerinin romantizmle o kadar da ilişkisi yokmuş sanırım.”

“Olabilir de olmayabilir de. Eğer ki romantizm içerirse, ruhlar sonrası için yeminde bulunabilirler; ve ortaya yemin girdiğinde, ruh eşi bir ruh çiftine dönüşebilir. Var oldukları her hayatta birlikte olmak üzere edilmiş bir yemindir bu. Kendileri ayrı olacaklarına dair bir karar almadıkları müddetçe, enkarne oldukları her hayata birlikte gelir ve bir arada olurlar. Hayat planını birlikte yerine getirirler.”

Kulağa oldukça fantastik geliyordu.

“Şu an burada olman kulağa fantastik gelmiyor ama ruh çiftleri mi fantastik geliyor?” Soruyu soran kapıyı henüz açmış Iray’dı. Beni alaya alıyormuş gibi çıkan sesi, kaşlarımı hafifçe çatmama neden olurken yerde sürdüğü tekerlekli bir sehpa ile odanın ortasına kadar ilerledi. Hemen arkasından kapıyı kapatmıştı.

Sehpanın üzerinde çikolata damlacıklı kurabiyeler, kırmızı bir içecek dolu kristal sürahi ve üç bardak yer alıyordu. Bardaklar da sürahi gibi kristaldi.

“Romantizm içeren hemen her şey bana fantastik geliyor,” diye bir açıklama yaptım. “Karşı cinse güven duymak benim için imkânsız bir hâl aldı. Daha doğrusu insana karşı güvenim kalmadı.”

“Ne kadar güzel olursak olalım,” Iray kendisi ve Göksel adına aynı anda konuşuyordu, “biz de erkeğiz, biliyorsun değil mi?”

Bu biraz komikti. Gerçekten.

“Yakışıklı olduğunu iddia etmek yerine güzelliğini ön plana çıkarman bir tür manipülasyon taktiği miydi?”

Iray bardakların üçüne de kırmızı içecekten doldururken kısa bir mola verip bana göz kırpmayı tercih etti. “Sakinken aklını daha iyi kullanıyorsun,” dediğinde ve bardaklardan birini bana uzattığında kaşlarımı çatarak eline uzandım.

“İçinde olduğum durumda kim olsa aklını sıyırırdı.” Bardaktan yudumlamadım fakat avuçlarımın içerisinde tutarak yorgan üzerinde sabit tutmayı tercih ettim.

“Ve senin kafayı yememiş olman, ileride bizimle ne kadar da uyumlu olacağını gösteriyor,” eline aldığı bir diğer bardağı Göksel’e uzattı, “değil mi?” Ondan bir yanıt gelene kadar çalışma masasına ait tekerlekli sandalyeye uzanmış, sehpanın boş tarafına sürüklemiş ve oraya yerleşmişti.

“Öyle gözüküyor.”

İkisi de sakince bardaklarını yudumlarken aklıma takılan noktayı sormak için dudaklarımı araladım. “Şu enkarnasyon durumu,” diye mırıldanmıştım. “O da en az ruh çiftleri kadar fantastik gözüküyor.”

“Bunu ne kadar açıklamaya çalışırsak çalışalım, aklına tam yatmadığı sürece yanılabilirsin. Bu yüzden sonrasında sana bir kitap vereceğim.” dedi Göksel.

Yalnızca bir kitap ile bu durumu çözebileceğimden emin değildim.

“Ayrıca,” Iray ekleme yapmak istercesine araya girdiğinde gözlerimi onun üzerine çevirdim. “Eğitimine başladığında, sana eşlik edecek eğitmenlerinden yardım alabilirsin. Eminim zihnindeki boşlukları doldurmana yardımcı olurlar.”

Konuştukları konuların bir kısmı gerçek dışı gelirken bir kısmı da gerçek bir okulda olduğumu hissettiriyordu.

“Peki ya ruh ikizleri?” Biraz önceki konunun yarım kalmaması için sordum. “Onların sözleşmeleri nasıl işliyor?”

Göksel derin bir nefesi ciğerlerine doldurup sakince verirken sorumu yanıtlamayı tercih eden Iray olmuştu. “Nadirlerdir. Çoğu ruh böyle bir sözleşmeyi imzalamaz ya da mecbur kalmadıkça tercih etmez. Diğerlerine oranla gözleri karadır. Yaratan’a bağlılıkları fazlasıyla güçlüdür ve diğer ruhlara oranla büyük lokma yemekten çekinmez. Hayatlarında diğerlerinden daha çok acı çekmeleri muhtemeldir ve çektikleri acılar ile öz benliklerini bulurlar.”

“Ve bunlar da kulağa biraz mazoşistmiş gibi geliyor.”

Göksel’in gözleri herhangi bir şey ifade etmezken Iray’ın genişçe gülümseyen yüzü çok şey ifade ediyordu. “Sanırım biraz öyleler.”

Kafam karıştı. “Kim acı çekeceğini bile bile böyle bir sözleşme imzalar ki?”

Iray önündeki kurabiyelerden birini alırken Göksel beni yanıtlamaya çalıştı. “Daha hızlı gelişmek, daha büyük amaçları yerine getirmek ve diğer uyuyanlara oranla, hızlıca bilinç kazanıp kolektife yardımcı olmak için büyük bir sorumluluk alırlar. Iray’ın da söylediği gibi çoğu ruh buna cesaret edemez ya da etmek istemez.”

“Başlangıçta birbirinin zıttı olup deneyimledikleri her hayatta daha çok birbirine benzer,” diye Iray devam etti. “Ve sonunda da bir olurlar. Ruh sözleşmelerinin hemen hepsi, birbirine hayat amacını hatırlatmakken ruh ikizleri ek olarak birliği deneyimlerler. Bu sayede edindikleri farkındalık, onları çok daha üst bir boyuta çıkarır. Fiziksel olarak değil ama düşünsel olarak ciddi oranda diğerleriyle ayrışırlar. Kendilerine özgü bir algı mekanizmaları vardır.”

Ruh eşleri ve ruh çiftlerini anlatırken fazla detay vermemiş veya buna gerek duymamışlardı. Ruh ikizlerini ise detay vermeden geçmek -sanırım- mümkün değildi.

“Kulağa oldukça zahmetli geliyor.” Bardağımı izlerken söylediklerim, karşımda yer alan bedenlerin anlayışla mırıldanmasına neden oldu.

Göksel, “Öyledir,” demişti.

Ve Iray da, “Çoğunluğun buna cesaret edemiyor olmasına şükran duyuyoruz,” diye ekledi.

“Neden?”

“Kolektife yardımcı olmak için büyük sorumluluk aldıklarını söyledim ancak negatife hizmet etmeye karar verir, bir şekilde Şeytan’a ortak olurlarsa hiçbirimiz için iyi olmaz. Enerjileri birçoğumuzdan daha yoğundur ve yan yana gelip birbirlerini tanıdıklarında -birbirlerini kabullendiklerinde ve birlikte hareket etmeye karar verdiklerinde- kolektif üzerinde olumsuz etki bırakabilir. Yeryüzündeki yoldaşlarımızı karanlık tarafa çekebilir ve dürüst olmak gerekirse büyük de başarı sağlar. İnsanları yönlendirmede ve ikna etmede kabiliyetleri yüksektir.”

Anladığım kadarıyla ruh eşleri ve çiftleri iyi tarafa hizmet ederken ruh ikizlerinin tehlikeli bir tarafı vardı.

“Ruh sözleşmelerinin hayat planını hatırlattığını söylemiştiniz. O halde ruh ikizleri bunun dışına mı çıkıyor?”

Iray bir kez daha yediği kurabiyeye odaklandı ve böylece konuşmayı Göksel devraldı. “Dışına çıktığından değil,” demişti. “Ruh sözleşmelerinin hiçbiri tehlikeye açık değildir Mira. Düşündüğünün aksine ruhlar pozitife yatkındır ve esasen de pozitife hizmet eder. Kendi aralarındaki dinamiklerin farklı olması, düşündüğünün aksine onları negatife yatkın yapmaz.”

“Olumsuzluk konusunda ruh ikizlerini ön plana çıkardıysam özür dilerim,” Iray sözünü Göksel’den geri aldı. “Hangi alanda yer alırsa alsınlar, başarı sağlamaları diğerlerine oranla daha yüksektir çünkü iki ruhun derin bir iş birliği söz konusudur. Fakat bu durum diğerlerini iyilik meleği yapmaz. Ruhlar kimi zaman birilerini kendine getirmek için kötü adam rolünü üstlenebilir. İyilik için kötü eylemler yapabilir. Çiftler hariç hemen her ruh sözleşmesi acı deneyimleri içerir.”

“Bu durumda çiftleri farklı kılan ne peki?”

“Çünkü ruh çiftleri edindikleri onca acı deneyimden sonra, yalnızca sevgiye yönelmiş ve birbirlerine sonsuz desteklerini sunmayı tercih etmiş ruhlardır.”

Yumuşak ve ideal ilişki = ruh çiftleri.

Zaman zaman yıpratıcı ve esasında olgunlaştırıcı ilişki = ruh eşleri.

Ne olduğu bilinmez, toksiklik riski içeren ilişki = ruh ikizleri.

“Histeri krizine girecekmiş gibi hissediyorum,” derken sesim titriyordu.

“Yanlış algılara kapılıp kendini strese sokma,” Göksel’in sesi yumuşak ve yatıştırıcı çıkarken birkaç derin nefes almaya çalıştım. “Gayet iyisin.”

“Hem hayatın her noktasında acı ve tatlı birlikte yer alır.” Iray’sa Göksel’in aksine daha basit ve belki de çocuksu bir dille beni kendime getirmeye çalışıyordu. “Sonu iyi olduğu müddetçe sürecin nasıl ilerlediğinin pek bir önemi yok. Her şekilde keyfini çıkarmaya bak sen.”

“Ana konumuzun hayat planımı hatırlamak ve bunları yerine getirmek olduğunu sanıyordum.”

“Hayatın akışından keyif almayı da, görevlerini yerine getirmeyi de… İkisini de birlikte yapabilirsen daha iyi olur,” dediğinde gülmekten kendimi alamadım. “Kuşburnunu içince kendini daha da iyi hissedeceksin bak.”

Kuşburnu mu?

Başından beri elimde tuttuğum bardak kuşburnu mu doluydu? Gerçekten?

Bardağı yüzüme yaklaştırıp kokladığımda tanıdık koku yüzümdeki gülüşü daha da genişletti ve gülüşüme eklenen kahkahalar yavaşça şiddetlenmeye başladı. Sakinleşmek için koca bir yudum aldım.

“Anlıyorum. En azından anlamaya çalışıyorum.” Mırıldanmalarım sonrasında bardağımdaki kuşburnunu büyük yudumlarla bitirmiş, derince soluklanarak kendime gelmeye çalışmıştım.

Bu sırada Göksel’in etrafını saran yeşil ışık genişledi ve bir de ek olarak sevginin hanına huzur eklendi. Bu duygunun, enerjinin Iray’dan geldiğini düşünsem de onda herhangi bir ışık, belirgin bir aura göremedim.

“Burada oluş nedenimi, başıma gelenleri anlamak için sözleşme imzaladığım bir iki ruhu bulsam iyi olacak.” Nedense bir an önce bu bulmacayı çözmek, sonra da kendimi içine düştüğüm çukurdan kurtarmak istiyordum.

“Bu acele etmen gereken bir mesele değil Mira.” Iray’ın söylemi kafamı karıştırırken kaşlarım hafifçe çatıldı.

“Ne demek değil?”

“Hayat amacını anladıktan sonra yer altındaki işlerinin biteceğini ve yeryüzündeki hayatına geri döneceğini sanıyorsan yanılıyorsun,” dedi. “Yukarıdaki hayatın, kendini kaptırdığın tüm o illüzyon… birer oyundan ibaret. Gözlerini gerçek hayata şimdi açıyorsun.”

Buradan dönüş yok muydu?

“Yok.”

Demek yoktu.

“Neler olduğunu anladığında, gerçekleri kavramaya başladığında,” diye ekledi Göksel. “Yukarısı, dönmek istediğin bir yer olmayacak.”

“Dünya’daki insanlar,” Iray uzun bir konuşmaya hazırlanırmış gibi kurabiyesini ve bardağını sehpaya bıraktı. Oturduğu yerde daha dik oturmaya başladı. “Büyük bir savaş veriyor Mira. Pozitif ve negatif birbiriyle çarpışıyor. Kimileri bunu fark ederek önlem alıyor, kimileri de bu savaşın içinde negatifin elinde kukla oluyor. Yeryüzündeki yoldaşlarımız… Acı çekiyor.”

“Ve siz de benden bu acıyı azaltmamı mı bekliyorsunuz?”

“Bizim,” üstüne basarak söyledi. “Bizim bu acıyı azaltmamız hatta dindirmemiz gerekiyor. Negatiflere ortak olan ve ne yaptığını dahi fark etmeyen yoldaşlarımızı kendine getirmeliyiz. Kim olduklarını hatırlatmalı, tehlikeden korumalı ve yanımıza katılmalarını sağlamalıyız. Eğer nasıl bir güce sahip olduğunun farkında olsaydın, yapmakta olduğumuz işin nasıl büyük bir sorumluluk getirdiğini de anlardın.”

Bunu bilmiyor olmak benim suçum değildi. Hiçbir şey bilmiyor olmak benim suçum olmamalıydı!

“Farkında mısınız bilmiyorum ama daha dün ya da önceki gün evime bir mutant saldırdı.” Ne kadar uyuduğumu ya da son yaşadıklarımın üzerinden kaç saat geçtiğini kestiremiyordum artık.

“Birincisi, o bir mutant değil, sürüngendi.” Bu sefer Göksel karşılık verdi. “İkincisi, gerçek bir saldırıya maruz kalsan şu anda bizimle burada olamazdın. Muhtemelen seni öldürmeye değil, kötü emelleri için ikna etmeye gelmişti.”

Oturduğu yerden ayaklandı ve kendisine bir bardak daha kuşburnu doldurduktan sonra kapıya yöneldi. Yukarıdan bakan gözleri altında, bir şekilde ezildiğimi hissettim.

“İnsan, özünde ışık olan pozitif bir varlıktır. Yüce Yaratıcı tarafından yaratılmış, engin bilgilerle doldurulmuş bir kutsallığa sahiptir.” Bir hikâye anlatıcısı gibi konuşmaya başladı. “Binlerce, on binlerce ırkın var olduğu koca evrende… İnsan’a oldukça büyük bir görev bahşedilmiş ve bu görev kimilerini rahatsız etmiştir. Bu rahatsız oluş sonrasında derin bir çatışma doğmuş; kimileri bu durumu Şeytan’la İnsan’ın mücadelesi ve kimileri de iyiyle kötünün savaşı olarak dile getirmiş. Nasıl isimlendirilirse isimlendirilsin, ortada bir aksiyonun olduğu açık.”

“Gerçek bir savaşın ortasındayız.” Iray, Göksel’i desteklerken sertçe yutkunmaktan başka bir şey yapamadım. “Bizler, Dünya’daki insanlar olarak, binlerce yıldır uyutuluyoruz; ve artık uyanmaya, bu savaşı büyük bir farkla kazanmaya ihtiyacımız var.”

Söylemlerini doğrudan kabul edebilirdim fakat bir şekilde metafor üzerinden konuşabileceklerini düşündüm.

“Bahsettiğin uykuyu nasıl sağlıyorlar?”

Sorduğum soru Iray’ın gülümsemesine neden olduğunda, bunun tatmin dolu bir gülüş olduğunu görebiliyordum. “Dehşet bir algı mekanizmasıyla,” dediğindeyse taşlar birer birer yerine oturmaya başladı. “Etraftaki somut maddeleri kullanarak, soyutları ise maddeleştirerek bunu başarıyorlar. İnsanoğlunun böyle bir durumda pes etmemesi, -negatif varlıkların istediği gibi- zayıf egosuna kaybetmemesi lazım. ‘Aslında ben bundan daha iyisiyim ama bir şeyler tarafından engelleniyorum. Bu kadar basit bir canlı olduğumu düşünmüyorum’ düşüncesini benimseyerek uyanması gerekiyor.”

“Ego… Her şeyden üstün olma hissi…” Yine kendi kendime mırıldanıyordum,

Ve yine Iray mırıldanmalarıma bir karşılık veriyordu. “Bu hisse kulak vermeden, küstahlık tarafından sarılmadan, özüne öncelik vermeli insan. Geçmişte sahip olduğu birçok özelliğini şu anda neden kullanamadığını düşünmeli. Etrafında olup biteni anlamaya çalışmalı. Eğer ki nefsine yenik düşerse negatifler üstüne üşüşür ve o kişinin üstünlük kompleksini besleyecek bir illüzyon oluşturur. Maddeyle oluşturulmuş, yeryüzü medyası ile elde edilmiş, Kutsal İnsan’ın çok daha fazlasına sahipken negatiflerin elinde oyuncak olduğu sinir bozucu, mide bulandırıcı bir illüzyon.”

Göksel gibi dışarıya çıkmak için kapıya yöneldiğinde, onun aksine elinde bir bardak yoktu ancak yeni bir kurabiye vardı.

“Neyse ki insan, negatiflerin oyunlarına karşı koyabilecek ve oluşturdukları bu sahte illüzyonu fark edip gerçekleri görebilecek bir yapıya sahip,” dedi Göksel. “Ne de olsa burası bizim alanımız değil. Dünya illüzyonu, Dünya dışında yaratılmış ve asıl evi onca ışık yılı uzakta olan bize işleyebilecek kadar güçlü değil.”

Anlattıklarını sindirmek için zamana ihtiyacım vardı.

Araladığı kapıdan çıkmak üzereyken Iray da ona eşlik ediyordu. Yalnızca ekleme yapmak için kapının arasında kalan bedenini bana çevirmişti. “İnancın gücünü kullanarak insanları beceriksiz olduğuna inandırıyorlar. İnsanoğluna; güçsüzsünüz, beceriksizsiniz, hiçbir şeyi yapabilecek kabiliyetiniz yok ve biz olmadan hayatta bile kalamazsınız diyerek köleleşmesine neden oluyorlar. Ne kadar da büyük bir yalan. Ne kadar da büyük bir günah.”

Odadan ayrıldığında ise kulaklarımda son cümlesi yankılanıyordu. ‘İşte bu yüzden Mira… Yeryüzünde söylenen hiçbir şeye inanma.’

 

 

 

**

Kitabımla ilgili görüşlerinizi aşağıda yer alan yorum alanına bırakabilir ya da Instagram üzerinden bana kolaylıkla ulaşabilirsiniz 💛

0 0 Oylar
Bu içeriğe puan verin
Abone Olun
Bildir
guest
0 Yorum
Eskiler
En Yeniler Beğenilenler
Inline Feedbacks
View all comments