Bölüm 11: Viera ve Erel

 

Iray

 

Sevgilim,

Oldukça kırgınım.

Mira ve Erel ile bu hayatımda tekrardan bir araya gelmeyi ne kadar çok istersem isteyeyim sonuçlar istediğim gibi ilerlemiyor. Benim aksime ikisi de hiçbir şey hatırlamıyor. Bildiklerimle olduğum yerde acı çekiyorum. Göksel’in benim için doldurduğu bir bardak kuşburnu bile gözyaşlarımın akmasına neden oluyor. Geçmişte birlikte topladığımız kuşburnu meyvelerini ve ellerimizle yaptığımız o soğuk şerbetleri hatırladıkça kendimi durduramıyorum.

“Şu anda ne kadar kötü gözüktüğünün farkında mısın?” Göksel’in yanımda durup da destek olmasının yanı sıra azarlamalarını da işitmeye devam ediyorum. “Seni gören birinin liderinden utanç duyacağını düşünmüyor musun?”

“Askerlerim-” Tıkalı burnum nedeniyle sesim doğru düzgün çıkmazken konuşmak çok zor. “Benim askerlerim öyle insanlar değil. Hepsi elma şekeri kadar tatlı ve beni çok seviyorlar.” Biraz daha yüzsüzlük yapmak istedim. “Bu şekilde ağladığımı görseler eminim hepsi başıma üşüşür ve neden bu halde olduğumu anlamak için elinden geleni yapardı. Bana koca bir kâse Türk lokumu getirir, ince işlemeli mendilleri ile gözyaşlarımı siler ve sıcacık battaniyelerini omuzlarıma örterek sıkıca sarılırlardı.”

Göksel bizimle birlikte dinlenme odasında bulunan birkaç kişiye göz attı ve kendi işiyle ilgilenenlere karşı şunları söyledi. “Öyle mi? O halde neredeymiş seninle ilgilenecek o askerlerin?”

“Hepsi…” Burnumu çekip gözyaşlarımı sildim. “Hepsi kendi işiyle ilgileniyor,” derin bir nefes alıp vermiştim, “çünkü ana işleyişe katkıda bulunmak benim duygusal çöküşümden daha önemli. Onlar da bunu bilerek hareket ediyor.”

İçten içe söylediklerimin yapılmayacağını zaten biliyordum. Amacım birilerinin ilgisini çekmek ya da askerlerimin gözümün içine bakarak beni şımartmasını istemek de değildi. Sadece Göksel’e takılmak eğlenceliydi ve yeterince üzerine gidersem istediğim hemen her şeyi yapabilecek bir adam olduğunu bilmek kendimi toparlamamı sağlıyordu.

“Fazla duygusal bir adamsın,” dedikten hemen sonra oturduğu yerden ayaklandı ve odadaki kanepelerden birine yönelerek üzerindeki battaniyeyi aldı. Geri gelip omuzlarımın üzerine attığında gözlerim tekrardan dolmaya başladı.

“Göksel, ” Beni şımartan bir ruh… Beni şımartmaktan çekinmeyen bir ruh yanımda bulunuyordu ve ben de burada Erel ve Mira’nın beni ne kadar üzdüğünden yakınıyordum. “Seni seviyorum.”

Duyduklarından dolayı yüzünü buruştururken tekrar yanıma oturmuş fakat bu sefer teselli etmekten uzak bir şekilde onu bekleyen evrak işlerine dönmüştü. “Tüyler ürpertici şeyler söylemeyi kes Iray.”

Bu sefer gerçekten sakinleşmeyi deneyerek önümdeki bardaktan yudumlamış, birkaç nefes egzersizinden sonra göz yaşlarımı durdurmayı başarmıştım. Oturduğum sandalyede üst bedenimi battaniye ile sararak arkama yaslandım.

“Bu arada,” yavaş yavaş kendime geliyordum, “görüşme nasıl geçti?”

“Fena değildi.” Beni cevaplayan, aramıza yeni katılan Ayana’ydı. U şeklindeki toplantı masamızda tam karşıma oturdu ve benden farklı olarak fincanına doldurulmuş sıcak melisa çayını içmeye başladı. “Göksel ilgili evrağı doldurduktan sonra ondan bir kopya alacak ve Erel’e götüreceğim, ardından da birkaç tahlil yapabilmek için imzasını alacağım.”

Normalde öğrencilerin evraklarını idari birimdeki kilitli dolapların içerisinde tutar ve herhangi bir kopya paylaşımında bulunmazdık. Göksel ise Erel’in söylediği ya da söyleyebileceği yalanların önüne geçebilmek için böyle bir fikri öne sürmüştü. Bize sunduğu verilerin gerçek dışı olması, odasının bir köşesinde duracak bu evraklar sayesinde her geçen gün önüne çıkacak ve mümkünse biraz vicdan azabı çekmesini sağlayacaktı. Aşırı işe yarar olmasa da Erel’in bizimle yüzleşmesi için teşvik sağlamaya çalışıyordu.

“Düşündüğünüz aksine onun yalan söyleyeceğini düşünmüyorum,” dediğimde Ayana ve Göksel gözlerini üzerime çevirdi. “Yani bu işlem… Pek de işe yaramayabilir.”

Göksel işine geri dönmeden önce bir soru yöneltti. “Nasıl bu kadar emin olabiliyorsun?”

“Çünkü onu tanıyorum.”

“Tanıdığını düşündüğün genç adam, yıllar öncesinde kalmış olabilir Iray.”

Söylediği yanlış sayılmazdı. On beş yaşındayken hastane odasının tekinde sekiz ay kadar refakatçisi olarak yanında bulunmuş, on sekizinde başka bir hastane odasında üç gece ona eşlik etmiştim. Yirmisinde ise uzandığı sedyede söylediği sözler beni oradan gitmek zorunda bırakmıştı. Son beş yıldır yüzünü görmeyi geçtim, yeryüzündeki varlığını kanıtlayacak herhangi bir ize dahi rastlayamamıştım.

“Yine de…” Cümlemi tamamlayamadığımda,

Ayana benim için işleri kolaylaştırmaya çalıştı. “Öyle mi hissediyorsun?”

“Bir şekilde.”

Cevabım Göksel için yeterli değildi, “Hislerine güvenmeni anlayabiliyorum,” demişti. “Fakat o adamın yeşil gözlerine ne zaman baksam şeytanın teki olduğunu düşünmekten kendimi alamıyorum. Kötü bir itham, böyle bir şeyi aklımdan geçirmem bile berbat, biliyorum. Buna rağmen… Benim de hissiyatım bu yönde.”

Ne demek istediğini anlayabiliyordum. Erel’in eğer ki isterse başımıza bela olabileceği gerçeğini, karşısına geçtiğim ilk andan itibaren hissedebiliyordum. Buna rağmen ona duyduğumuz ihtiyaç risk almaya devam etmem için beni zorluyordu.

“Eksik,” fısıldamayı bırakarak daha güçlü bir karşılık vermeye çalıştım. “Yalan söylemiyordur ama eminim eksik bilgi veriyordur. Açık bir kitap gibi hakkında istediğimiz her şeyi öğrenmemize izin vermeyecektir.”

Söylemim üzerine Göksel ile sessiz bir bakışmaya girdiğimizde Ayana’nın sesi aramıza girerek toparlanmamıza yardımcı oldu. “Ne olursa olsun,” demişti. “Zaman içerisinde kaliteli bir müttefikimiz olacağını düşünüyorum.”

“89. Bölük’e katılmak istemeyen, Sırlar Okulundan alabileceği öğretilere şüpheyle yaklaşan ve Viera’ya dahi zorluk çıkaran birinin kaliteli bir müttefikimiz olması için ne kadar zaman geçmesi gerekiyor acaba?” Göksel dolma kalemini kağıtların üzerinde gezdirmeye devam ederken söylenmiş, biraz bana ve biraz da Ayana’ya daha gerçekçi olmamız için uyarıda bulunmuştu.

“Viera’yla konuşurken ben de oradaydım Göksel.” Ayana’nın yaptığı küçük bir hatırlatma, Göksel’in ela gözlerini karşısında oturan kadına çıkarmasına neden oldu. “Biliyorum, asla önyargılı yaklaşmaz ve durumu analiz etmek için kendine zaman tanırsın ama nedense Erel hakkında farklı enerjiler sezinlediğimizi düşünüyorum. Onda seni korkutan bir şeyler mi var yoksa… Göremediğim başka şeyler mi gördün, bilmiyorum; fakat sonunda evine dönen genç bir adama bu kadar temkinli yaklaşmamız gerektiğinden emin olamıyorum.”

Ayana da benimle aynı şeyi düşünüyordu.

“Viera ile neler konuştuğunu bana daha açık bir şekilde anlatır mısınız?”

Göksel sessizliğini korumak istercesine son bir kez işine döndüğünde Ayana yüzündeki hafif gülümsemesi ile beni cevaplamaya koyulmuştu. “Viera’nın odasına ilk girdiğimizde Erel onunla yalnız görüşmek istediğini söyledi. Viera bunun mümkün olmadığını ve yer altında sıkça zaman geçireceği Göksel ile yeryüzünde destek sağlayacak benim burada bulunmam gerektiğini söyledi. Erel başta burun kıvırdı ve sonra da bizi görmezden gelerek Viera’nın karşısına dikildi. Oturmayı tercih etmedi, olduğu yerde biraz bile rahatlamadı ve ben iki metre arkasında Göksel ile beklerken Erel Viera ile tek başına yüzleşti.”

En başından asabi gözüken genç bir adamdan beklendiği gibi, duyduklarıma pek de şaşırmadım.

“Bir vizyon gördüğünü söyledi,” diye devam etti. “Bir vizyonun onu buraya getirdiğini, ardından da tüm bu riski aldığı için onu pişman etmememiz gerektiğini dillendirdi. Ona karşı tetikte olmamızı mı istiyordu, bilmiyorum. Amacı bu olsun ya da olmasın, Göksel’in temkinli davranışlarını üzerine çekmeyi başardı.”

Ayana’nın Göksel’e attığı küçük laf, kısa bir an da olsa gözlerimi ona çevirmeme neden olmuştu. Ardından Göksel de Ayana’ya ters bir bakış atmış, Ayana’dan aldığı bir gülüş sonrası kendisine bir fincan çay doldurmaya gitmişti.

“Viera, Erel’in aksine pek de temkinli değildi. Yüzünde tatlı sayılabilecek bir gülüşü vardı ve Erel basit tehditler savururken Viera fincanındaki papatya çayını yudumluyordu. Hatta ona da doldurmak için küçük bir teklifte bulundu.”

“Reddetmiştir.” Araya girmekten kendimi alamadığımda Ayana’nın gülüşü daha da genişledi.

“Evet. Agresif ifadesiyle kim bilir ne kadar tatlıydı.”

Göksel’in ‘Şeytan’ın ifadelerine sahip,’ dediği kişiye Ayana’nın ‘Çok tatlıydı,’ demesi büyük bir tezatlıktı. Bu yüzden, zihnimde korkunç bir gülümsemeyle Viera’nın karşısında dikilen Erel canlandığında gülmekten kendimi alamadım.

“Siz empatlar ve şifacılar, fazla iyi kalplisiniz,” demişti Göksel tekrardan yanımıza oturduğunda. “Hiçbir yerden ve hiç kimseden herhangi bir tehlike gelmeyeceğine o kadar inanıyorsunuz ki Dünya’nın mevcut gerçeklerine uyum sağlamakta zorlanıyorsunuz.”

“Belki de.” Ayana ile senkronize bir şekilde verdiğimiz karşılık,

Göksel’in gözlerini irileştirdi. “İnanılmazsınız.”

Ardından işine geri döndü ve Ayana da konuşmasına devam etti.

“Konuşmanın devamında Erel, Viera’ya burada oluşunun asıl sebebini bilip bilmediğini sormuş, sonrasında da ciddi bir hesaplaşma yapmaları gerektiğini söylemişti. On yıl önce neden terk edildiğini -sekiz aylık tedavi sonrasında taburcu olup- neden seninle yer altına inmediğini sordu.”

On yıl önce… Hayatının en büyük dönüm noktalarından birini yaşayan Erel benim sorumluluğuma verilmişti. Yeryüzündeki hastanenin birinde, tedavi sürecinde yanında olmakla ve hakkımızdaki gerçeklerin bir kısmını ona anlatmakla yükümlüydüm. Tedavi sonrası yanından ayrılmam gerektiğinde ise… Tanrı’nın ona biçtiği görevden haberdar bile değildi.

Ona bu gerçeği söylemek görevim değildi.

Bu nedenle aldığı emirleri yerine getiren ben ve terk edildiğini düşünen Erel arasında ciddi bir yanlış anlaşılma doğmuştu.

“Viera ona gerçekleri söyledi mi?” diye sorduğumda,

Ayana ilk olarak çayından yudumlamayı, biraz olsun boğazını ıslatmayı tercih etti. “Söyledi,” dediğinde heyecandan ağzım kurumaya başladı. “Erel’in hayat planının büyük sorumluluklar içerdiğini, bir kısmından haberdar olduğunu ve onları yerine getirebilmesi için elinden geleni yaptığını söyledi. Seni Erel için bizzat görevlendirdiğini, yanlış anlaşılmaların doğmasına müsaade ettiğini, karışmış bir zihninle negatiflere yanaştığı anları anbean gözlemlediğini… Her şeyden haberi olduğunu ancak son beş yıldır yeryüzünde bir izine rastlayamadığı için yer altını kurcalamadığını itiraf etti.”

“Ve o da çıldırdı.” Göksel ekledi.

Ayana devamını getirdi. “Bir nevi gülme krizine girdi. Aralıksız iki dakika boyunca güldü ve gözlerinden yaşlar akarken dudaklarındaki ifadeyi silemedi. Ayakta durmayı bırakarak solundaki ilk tekli koltuğa oturduğunda çökmüş gözüküyordu.”

“Tam da o an Viera’yı öldürmek istiyordu Iray.” Göksel bir kere daha işini yaparken araya girdi. “Ama bunu yapmanın ona bir faydası olmayacağını düşünerek hızlıca vazgeçti.”

“Bu konuda aynı şeyleri hissetmiş olmamız güzel.” Ayana’nın Göksel’e söyledikleri küçük bir şüphe tarafından rahatsız edilmeme neden olduğunda,

Sormaktan kendimi alamadım. “Düşüncelerini siz de okuyamıyorsunuz değil mi?”

“Oldukça kalın bir duvar örmüş,” dedi Göksel. “Yıkmak hiçbir şekilde mümkün değil.”

“Negatiflerin arasında esas düşüncelerini gizlemek için ördüğü duvarı kontrolsüz bir şekilde gerçekleştirdiğini düşünüyorum. Bana kalırsa kendisini dışarıya nasıl kapattığının o da farkında değil.”

“Diğer yandan duyguları…” Devamını getirmekten çekindiğim cümlemi,

Bir kere daha Ayana tamamlamak istediğinde ona izin verdim. “Kişiye özgü değişiklik gösterdiğini ya da duygularını her birimize farklı yansıttığını düşünüyorum. Düşüncelerini herkesten gizlerken duygularını da karşısındakine göre şekillendiriyor olabilir.”

Nefesim kesildi.

Erel’in dönüştüğü kişi gerçekten de nefesimi kesti.

“Tehlikeli.” Göksel’in ifadesi gözlerimi kapatıp birkaç saniye bulunduğum ortamdan uzaklaşmayı istememe neden olmuştu. “Karşımızda, gerçek niyetlerini çözmenin mümkün olmadığı tehlikeli bir adam var.”

“Erel girdiği krizden sonra…” Ayana biraz önceki konuya dönmeye çalıştığında dikkatimi üzerinde yoğunlaştırdım. “Viera’ya bir yem olup olmadığını sordu. Ayrıca fikri alınmadan negatiflerin arasına atıldığı için ondan nefret etmeye hakkı olduğunu söyledi. Viera da hiçbirine ses çıkarmadı.”

Göksel tamamlamayı bitirdiği evrakları masada uzaklaştırırken fincanını önüne çekti ve konuşmaya tamamen dahil olmayı tercih etti. “Viera, Erel’e yem olmadığını söylese de inanması hemen mümkün olmadı. Negatiflerin arasına karışırken ara ara ona yardımcı olduğunu, zarar gördüğü zamanlar Göksel Varlıklar tarafından desteklendiğini, bunları fark edip etmediğini sordu. Devamında Erel kısa bir sessizliğe girdi.”

“Viera da bu sessizlikten faydalanarak Erel’in onun için ne kadar önemli bir insan olduğunu söyledi. Ayrıca… Senin için de öneminden bahsetti Iray.” Ayana tüm bunları benim tekrardan ağlamam için söylemiyordu değil mi? “Devamında Viera, Erel’den, negatiflerden çaldığı tüm bilgiler için iş birliği talep etti.”

Ayana’nın söylemini sürdüren Göksel oldu. “Erel ise öncelikle son beş yılının onun için nasıl geçtiğini tahmin etmesini söyledi. Düşündüğümden daha duygusal davrandı ve eğer ki o vizyon olmasa buraya asla adım atmayacağını dile getirdi. Viera’ya hata yaptığını, hatalarının sonuçlarıyla er ya da geç karşılaşacağını, buraya birilerinin arkasını toparlamak için gelmediğini ve bahsettiği iş birliğinin kendi istediği ölçekte ilerlemek zorunda olduğunu bastıra bastıra söyledi. Eğer işleri onun istediği gibi yapmazsak… Korkmamız gerekiyormuş.”

Kimden?

“Erel’den mi?” Şaşkınlıkla sorduğum soru,

Göksel’in sert bir şekilde yutkunmasına neden oldu. “Korkumuzun bir kişiye değil de olaya karşı doğacağından bahsettiğini sanıyorum. Onun tabiriyle ‘sıçıp batırdığımızı’, bu nedenle Viera’nın alacağı kararın pek bir faydası olmayacağını düşünüyordu.”

Göksel ağzına asla küfür almayan ve bundan büyük rahatsızlık duyan biriydi. Erel’in ifadelerini yansıtmak için cömert davranmıştı.

“Ben bizim için çizilmiş bir yol olduğunu ve Erel’in de bundan haberdar olduğunu düşünüyorum.” Ayana uzun bir aranın ardından tekrar konuştuğunda gözlerimi Göksel’den alıp tekrar ona çevirdim. “Belki buraya gelmesi için teşvik bulduğu vizyonda, belki de çok öncesinde tasarlanmış bir gelecekte… Erel’in tüm bunlara öyle ya da böyle hâkim olduğu hissine kapılmaktan kendimi alamıyorum.”

Ayana şifa tabanlı olmasına rağmen hemen ardından empatik bir açılım yaşamıştı. Psişik özellikleri içerisinde en çok gelişen bu iki alandı ve hissettiği konularda kolay kolay yanılmazdı.

Empat tabanlı olan ben gibi… Hislerine düşüncelerinden daha çok güveniyordu.

“Ona izin verin,” dediğimde Göksel oturduğu yerde dikleşti.

“Ne dediğinin farkında mısın?”

“Oldukça.”

Göksel kullandığım ifadelere tedirginlikle yaklaşırken Ayana düşüncelerimi ve duygularımı anlar bir şekilde sessizliğini koruyordu.

“Daha biraz önce karşımızda kimin olduğunu bilmediğimizi söyledim Iray. Bir bukalemun gibi kişiye özel enerji yayan değişik bir yapısı var. Böyle bir durumda nasıl güven-”

“Güvenebiliriz Göksel.” Söyleyeceklerimden hoşlanmayacağını biliyordum; buna rağmen devam ettim. “Erel’e güvenle yaslanabiliriz. Ondan bize zarar gelmez.”

Göksel’in bozulmaya başlamış solukları, sessizleşmesine neden olduğunda, yanlış bir şey söylememek için kendisini tuttuğunu görebiliyordum.

Fakat sonrasında, kendisini tutmaktan vazgeçmiş gibi, “Mira’nın farkında,” dediğinde duraksamak zorunda kaldım. “Onun kim olduğunu biliyor ve Viera ile konuşurken savurduğu onca tehdit içerisinde kendisi için birçok güvence aldı Iray. O adam her ne yapmayı düşünüyorsa… tehdit içeriyor.”

“Ne istedi?” Zihnim bulanık bir hâl alırken ve duygularım birbirine karışırken zorlukla sordum.

“Kontrol etmek istediği birkaç şey olduğunu. Bu nedenle ilk üç hafta normal bir öğrenci gibi etrafta takılacağını, gözlemde bulunacağını, ardından da yapacağı iş birliği üzerine bir teklifte bulunacağını söyledi.”

Güvende olacağına dair güvence, istediği gibi gözlem yapabilmek için güvence ve etrafta olup bitenleri anlarken Mira’nın gelişimini test edebileceğine dair güvence. Açıkça bunları istediğini görebiliyordum.

Erel’in henüz adını dahi bilmediği bir kadını radarına taktığını söyleyebilirim Sevgilim. Hatırladığı geçmiş bir yaşamı olduğunu sanmıyorum ancak ruh sözleşmeleri hakkında bildiği bazı şeyler olmalı. Ölçeğini bilmediğimiz bir deneyim havuzuna, negatiflerden çaldığı birçok değerli bilgiye sahip. Yıllar önce tanıdığım genç adamdan bambaşka birine evrilmiş olabileceği riski ise hâlâ mevcut.

Yine de buna inanmak istemiyorum. Erel’in bizden biri olacağı, zevkle çalışacağımız ve birlikte uyumlu bir şekilde hareket edeceğimiz o güzel günlerin geleceğine inanmak istiyorum Sevgilim.

Yalnızca Erel’e inanmak istiyorum.

 

 

 

**

Kitabımla ilgili görüşlerinizi aşağıda yer alan yorum alanına bırakabilir ya da Instagram üzerinden bana kolaylıkla ulaşabilirsiniz 💛

0 0 Oylar
Bu içeriğe puan verin
Abone Olun
Bildir
guest
0 Yorum
Eskiler
En Yeniler Beğenilenler
Inline Feedbacks
View all comments